UZUN HAVALAR
SEFİL BAYKUŞ NE GEZERSİN BU YERDE


Repertuar No
336 
Yöresi- İli
İlçesi- Köyü
Şarkışla  
Kaynak Kişi
Derleyen
Notaya Alan
 
İcra Eden
 
Makamsal Dizi
Türü
Karar Sesi
La 
Bitiş Sesi
 
Usül
 
En Pes Ses
 
En Tiz Ses
 
Ses Genişliği
 
Youtube Linki
 


TÜRKÜNÜN SÖZLERİ

SEFİL BAYKUŞ NE GEZERSİN BU YERDE
YOK MUDUR VATANIN İLLERİN HANİ
KÜSMÜŞ MÜSÜN SELAMIMI ALMADIN
ŞEYDA BÜLBÜL ŞİRİN DİLLERİN HANİ

EMMİM KIZI AÇ KAPIYI GİREYİM
HASTA MISIN HALİN HATIRIN SORAYIM
SUSUZ DEĞİL MİSİN BİR SU VEREYİM
ÇAYLARDA ÇALKANAN SELLERİN HANİ

CİVAN DA CANANINA BÖYLE KIYAR MI
HASTA BAŞIN TAŞ YASTIĞA KOYAR MI
ERGEN KIZA BEYAZ BEZLER UYAR MI
AL GİY BALAM ALLAN ŞALLARIN HANİ

 

TÜRKÜNÜN ÖYKÜSÜ

     Asıl adı Recep olan Hıfzı, 1893 yılında, Ağadede ve Sena Hanım'ın oğlu olarak Kağızman'’ın ilk kurulduğu yer olan Toprakkale Mahallesi'nde doğdu.   
     Hasankaleli Hafız Lütfi Efendi'den din dersleri aldı. Toprakkale (Kağızman) Medresesi'ni bitirdi. Kuran'ı 9 yaşında hıfzettiği için "Hıfzı" adını aldı. Hıfzı ismini şiirlerinde "mahlas" olarak da kullandı.
     Sebzecilik ve imamlık yaptı. 
     Şeriatçılar saz çalmayı yasakladığı için kendisi Def ve Kaval çalardı. Sonraları Aşık Yusuf Sezai'den gizli gizli saz (Bağlama) dersleri  aldı.
     Kağızman ve Kars dolaylarının Ruslar'dan geri alınması sırasında Ermeniler'in yaptığı katliamlarda süngülenerek öldürüldü.
     Ağıtın öyküsü çeşitli kitaplarda yanlış olarak anlatılmaktadır: Güya Hıfzı, amca kızı Suna'ya aşık olur ama Suna'nın ablası Ayşe ile evlenir. Çukurova'ya gider.....vs.vs 
    Bunların hepsi gerçekle bağdaşmayan uydurmalardır.

     Hıfzı'nın amcasının oğlu Kerem Başar'ın anlatımına göre:   
     "Hıfzı, şiirde geçen amca kızı Suna'ya aşık değildi. Hıfzı, zaten Çellolar'ın kızı Suna ile evliydi. Suna'nın yörede söylenişi de "Sona" biçimindedir ve bu ad Kağızman'da çok yaygındır. Ağıt, Hıfzı'nın da çok sevdiği ve genç yaşta ölen Ziyade adlı amca kızına yakılmıştır. Bu kız akrabalar arasında da çok sevilmekteydi. Hıfzı'nın bu kıza duyduğu sevgi ise "aşk" değildi. Şiirde geçen suna (sona) özel ad değil, Ziyade'nin sıfatıdır, o yüzden de küçük harfle yazılmıştır."


Sefil baykuş ne gezersin bu yerde 
Yok mudur vatanın ellerin hani 
Küsmüş müsün selamımı almadın 
Şeyda bülbül şirin dillerin hani

Ecel tuzağını açamaz mısın 
Açıp da içinden kaçamaz mısın 
Azat eyleseler uçamaz mısın 
Kırık mı kanadın kolların hangi 

Bir kuzu koyundan ayrı ki durdu 
Yemez mi dağların kuşuyla kurdu 
Katardan ayrıldın şahan mı vurdu 
Turnam teleklerin tellerin hani

Aç mısın yok mudur ekmeğin, aşın 
Odan ne karanlık yok mu ateşin 
Hanidir güveyin, hani yoldaşın 
Yeşil başlı sunam göllerin hani

Kara yerde mor menekşe biter mi 
Yaz baharda ishak kuşu öter mi 
Bahçede alışan çölde yatar mı 
Uyan garip bülbül göllerin hani

Burda yorgan, döşek, yastık var mıdır 
Dalın tahta duvar, önün yar mıdır
Bu geniş dünyada yerin dar mıdır 
Hani kapın, bacan, yolların hani

Dolanırdın sol ve sağlarımızda 
Körpe maral idin dağlarımızda 
Taze fidan idin bağlarımızda 
Felek mi budadı dalların hani

Düğününde acı şerbet içildi 
Gelinlik asbabın dar mı biçildi 
İlikle düğmeni göğsün açıldı
N'oldu kemer beste bellerin hani

Ahmış kaşların var mı kınası 
Ela idi o gözlerin binası 
Kocaldın mı onbeş yılın sunası 
Ver bana tutayım ellerin hani

Emmim kızı aç kapıyı gireyim 
Hasta mısın halin, hatırın sorayım 
Eğer susussan bir su vereyim 
Çaylarda çalkanan sellerin hani

Civan da canına böyle kıyar mı 
Hasta başın taş yastığa koyar mı 
Ergen kıza beyaz bezler uyar mı 
Al giy balam allan şalların hani

Her gelip geçtikçe selam vereyim 
Nişangah taşına yüzüm süreyim 
Kaldır nikabını yüzün göreyim 
Ne çok sararmışsın alların hani

Yatarsın gaflette gamsız, kaygusuz 
Nenni balam nenni kalma uykusuz 
Hem garip, hem çıplak, hem de uykusuz 
Felek fukarası malların hani

Daha seyrangaha çıkamaz mısın 
Çıkıp da bağlara bakamaz mızın 
Kaldırsam ayağa kalkamaz mısın 
Yok mudur takatin hallerin hani 

Sen de Hıfzı gibi tezden uyandın 
Uyandın da taş yastığa dayandın 
Aslı Hanım gibi kavruldun yandın 
Yeller mi savurdu küllerin hani

     Hıfzı, şimdi de amca kızının ağzından yukarıdaki sorulanlara yanıt veriyor:

Emmioğlu küsmemişim ben senden 
Ölüm lal eyledi dillerim yoktur 
Eydi kametimi büktü belimi 
Kalkamam ayağa hallerim yoktur

Ben gelende bizim eller yaz idi 
Ettiğimiz cilve ile naz idi 
Cehiz düzemedim ömrüm az idi 
Göçtüm gömlek ile şallarım yoktur

Ala kaşlarımın kınası solmuş 
Ala gözlerime topraklar dolmuş 
Sararmış gül benzim zafıran olmuş 
Solmuş yanaklarım allarım yoktur

Haber edin kuşlar çeksin yasımı 
Yuva yapsın püskülümü, fesimi 
Koymadılar doldurayım tasımı 
Havuzdan ayrıldım göllerim yoktur

Anam beni bir kuş etti uçurdu 
Durma dedi bağlarından göçürdü 
Kahpe felek bizi çarktan geçirdi 
Yaslıyım, yeşilim, allarım yoktur 

Haber edin ishak kuşlar geçende 
Selam söylen her turnalar uçanda 
Ak, kırmızı sarı güller açanda 
Yollayın bana da güllerim yoktur

Yaran yoldaş beni düşlerde görsün 
Görenler de halim hatırım sorsun 
Yoldan gelip geçen Fatiha versin 
Felek dilencisi mallarım yoktur

Ben de Hıfzı gibi tezden uyandım 
Uyandım da taş yastığa dayandım 
Aslı Hanım gibi kavruldum, yandım 
Sam yeli savurdu küllerim yoktur

KAYNAK: Metin Turan, 1966. Araştırmacı yazar, yayıncı. Kağızman-Kars.

AÇIKLAMA:
Şeyda: Aşık.
Azat etmek: Serbest bırakmak.
Maral: Dişi geyik.
Kemer beste: Kemer kuşak bağlamış.
Nişangâh taşı: Mezarlarda ölünün baştarafına dikilen taş, baş Taşı, nikap: Örtü, yüz örtüsü.
Bala: Yavru çocuk.

(İkinci şiir için)
Kamet: Boy bos.
Zafiran: safran: Süsengillerden san renkli ve zehirli bir bitki (sütleğen).

                                              Öyküleriyle Ağıtlar
                                              Ahmet Z. ÖZDEMİR