UZUN HAVALAR
YÜKLENDİ BARHANAM ÇEKİLDİ GÖÇÜM


Repertuar No
493 
Yöresi- İli
İlçesi- Köyü
-  
Kaynak Kişi
Derleyen
Notaya Alan
 
İcra Eden
 
Makamsal Dizi
Türü
Karar Sesi
La 
Bitiş Sesi
 
Usül
 
En Pes Ses
 
En Tiz Ses
 
Ses Genişliği
 
Youtube Linki
 


TÜRKÜNÜN SÖZLERİ

NECİP:
YÜKLENDİ BARHANAM ÇEKİLDİ GÖÇÜM
BİLİRİM KUSURUM AFFEYLE SUÇUM (of)
NECİP'İ GÖRMEYE GELMEDİN NİÇİN (of)
KÜSKÜNSÜN SEVDİĞİM BİLİRİM SÖYLEMEN

KARISI:
GELDİM YANINA DA GALDIRDIM BAŞIM
ÖPEYİM BİR KERE GARADIR GAŞIN
ÜÇ GÜN EVVEL GÖRDÜM NECİP'İN DÜŞÜN
KÜSTÜN BU DÜNYADAN NECİP SÖYLEMEN
GÖNLÜM KIRIK NECİP SANA SÖYLEMEM

NECİP:
GÖNLÜMÜN SURURİ GELDİ YANIMA
ŞİFA GELDİ BEDENİME CANIMA
YÜZ SÜREYİM GERDANDAKİ BENİNE
KÜSKÜNSÜN SEVDİĞİM BİLİRİM SÖYLEMEN

BARHANA : BERHANA : Kafile, göç, yük, takım, yolcu eşyası

 

TÜRKÜNÜN ÖYKÜSÜ

Necip
Yüklendi barhanam çekildi göçüm
Bilirim kusurum affeyle suçum (of)
Necip'i görmeye gelmedin niçin (of)
Küskünsün sevdiğim bilirim söylemen

Ayşe 
Geldim yanına da galdırdım başın
Öpeyim bir kere garadır gaşın
Üç gün evvel gördüm Necip'in düşün
Küstüm bu dünyada Necip söylemen
Gönlüm kırık Necip sana söylemem

Necip
Gönlümün süruru geldi yanıma
Şifa geldi bedenime canıma
Yüz süreyim gerdandaki benine
Küskünsün sevdiğim bilirim söylemen

Ayşe
Doğruldu yastıktan yüzüme baktı
Ciğerim başını kor gibi yaktı
El sözüne uydu yolundan çıktı
Küsüm bu dünyada söylemem Necip

Necip
İstanbul yolları uzahtır uzah
Güzel olana da kurarlar tuzah
Bir mektup yazmışlar bize fal duzah
Küskünsün yarim bilirim söylemen

Ayşe
Sen gideli ak konaktan çıkmadım
Ağ elime mor kınalar yakmadım
Necip yarim diye kimseye bakmadım
Küsüm bu dünyada söylemem Necip


Necip
Kazıldı kabirim tendedir canım
Şükro'lsun Mevla'ya yanımda yarim
Necip'in gönlü göçmektir hemen
Gönün kırıktır bilirim söylemen

     Aslı ile Kerem, Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin neyse Necip ile Ayşe'nin yürekleri burkan acı hikâyesi ve karşılıklı söyleşileri de bir dönemler dilden dile dolaşarak iki yüz yıldan daha fazla zaman hafızalarda kalmış ve havalandırılmıştır.
      Muharrem Ertaş'ın 7 dörtlüğünü aktardığı ve "Aldı Necip, aldı Ayşe" diyerek bir anlatım kurgusuyla uzun hava şeklinde okuduğu bu eser belli ki yaşanmış bir acının öyküsüdür. 
     Necip ile Ayşe'nin öyküsü hakkında birbirine benzer rivayetler çoktur. 
     Prof. Dr. Öcal Oğuz’a göre ; "Necip, Çapanoğulları'nın sır katibidir. Bir isyanı bastırmak için Çapanoğlu ile Halep'e gittiği söylenir. Halep dönüşü hanımının kötü yola düştüğünü duyup eşini boşar. Fakat daha sonra bunun iftira olduğunu öğrenince, hastalanıp yataklara düşer. Birsüre sonra da öldüğü söylense de kaynaklar uzun yıllar yaşadığını göstermektedir.
     İyi bir halk şairi olan Necip'in, hanımı Ayşe ile olan dramı dilden dile dolaşarak hikayeleşmiş ve birçok aşığın dağarcığında yerini almıştır”.
     Başka bir kaynağa göre Prof. Dr. Öcal Oğuz hikayeyi şöyle özetler: "Necip askere çağrılır. Genç karısı Ayşe'nin işlerini, çok samimi arkadaşı Ahmet'e bırakır. Necip, asker iken Yemen'e göderilir. Arkadaşı bir süre sonra Ayşe'ye aşık olur. Kadın yüz vermez. Bunu çekemeyen Ahmet, Necip'e mektup yazarak, karısının kötü yola düştüğünü söyler. Necip çok üzülür ve boşanma kağıdı gönderir. Dul kalan Ayşe, çevresin zorlamalarıyla yeniden evlenir. Necip, üzüntüsünden Yemen'de hastalanır ve "hava değişimi" ile memleketine döner. Arkadaşının yaptığı ihaneti öğrenince iyileşmek biryana daha kötü olup yataklara düşer. Necip'in ölüme yakın olduğunu duyan Ayşe, yeni kocasından izin alarak, yanında birkaç kişiyle birlikte Necip'in yanına gelir.”
     
     Başka kaynaklarda Necip ile Ayşe karşılıklı söyleşmelerine rağmen Prof. Dr. Öcal Oğuz'un kitabında sadece Necip’in ağzıyla dörtlükler verilmektedir.

Kaldır nikabını göreyim seni
Sil gözün yaşını ağlatma beni
Kıyamet yakındır gözlerim seni
Necip sana gurban derim söylemez

Kaldır nikabını göreyim yüzün
Döküldü gevherim görmüyor gözüm
Söyle ki sevdiğim işidem sözün
Necip sana gurban derim söylemez

Kazıldı kabirim tendedir canım
Şükr'olsun Mevla'ya yanımda yarim
Niyaz et Hüda'ya almasın canım
Necip sana gurban derim söylemez

Belimde dividim elimde kalem
Başımdadır sevdan dilimde kelam
Gelmezsen sevdiğim yolla bir selam
Necip sana kurban derim söylemez

Salını salını nerden gelirsin
Gören aşıkların aklın alırsın
Bir bürük bürünsen benim yârimsin
Necip sana kurban derim söylemez

Uzak yolların özledim geldim
Tatlı dillerine eğlendim kaldım
Söyle sevdiğim işte ben öldüm
Necip sana kurban derim söylemez

Yüklendi barhanam çekildi katar
Arttı derdim eskisinden beş beter
Kerem et sevdiğim bu cefa yeter
Necip sana kurban derim söylemez

Cahit Öztelli'ye göre ise hikaye şöyledir;

     Necip, Ayşe ile evlendikten sonra askere gider. Yemen'de hemşerisi olan asker arkadaşı Ahmet, memlekete izne giderken Necip kendi hanımına selam gönderir ve yanına uğramasını tembih eder. Ahmet getirir selamını. Ayşe'nin güzelliğini görünce sahip olmak ister. Ayşe namuslu bir kadın olduğu için reddeder. Ahmet bu durumu kabullenemez ve Necip'e söylemesinden korkarak izin dönüşü "Ayşe'nin başka biriyle yaşadığını" anlatır. Necip inanmak istemese de sonunda inanarak hanımı Ayşe'ye bir mektup gönderir. Mektupta Ayşe'yi boşadığını ve onun evi terk etmesini yazar. Ayşe mektubu köyün imamına okutur ve duyduklarına inanamaz. Zamanla köyde Necip'in orada kalacağı ve evleneceği dedikodusu yayılır. Ayşe Necip'i beklemek istesede köylüler başka biriyle evlenmesi konusunda ikna ederler. Necip askerde hastalanır ve zamanla hastalığı ilerler. "Tebdil-i Hava iznine" gönderirler. Necip evine gelir ve kapısını kilitli bulur. Komşular evini açarak içeri yerleştirir ve yatağına yatırırlar. Ayşe'yi neden boşadığını sorarlar. Necip, arkadaşı Ahmet'in anlattıklarını nakleder. Komşular çok şaşırır ve bunun aslının olmadığını, Ayşe'nin masum olduğunu anlatırlar. Bunun üzerine Necip'in durumu daha da ağırlaşır. Komşular hemen Ayşe'nin evine haber göndererek gelmesini sağlarlar. Ayşe ikna olur ve gelip başucuna oturur. Ölüm döşeğinde karşılıklı söyleşmeye başlarlar.

Ayşe:
Kapıdan girerken yüzüme baktı
Ciğerimin başını köz etti yaktı
El sözüne uydu yolundan çıktı
Küsüm bu dünyada söylemem Necip

Necip:
Vücudum dermansız halim pek yaman
Zerrece yokmuş da göğsünde iman
Necip'in niyyeti göçmektir heman
Necip sana kurban derim söylemen

Ayşe:
Geçin ağalar da sedire geçin
Yârimin üstüne liralar saçın
Necip'ten boş kâğıdın aldığım için
Küsüm bu dünyada söylemem Necip

Necip:
Nazlı görümcesin almış yanına
Telli şalını da sarmış başına
Naz ile mi geldin Ayşe'm yanıma
Necip sana kurban derim söylemen

Ayşe:
Dambaşı dambaşı yoluna baktım
Yedi sekiz sene külünü döktüm
El sözüne uydun yolundan çıktın
Küsüm bu dünyada söylemem Necip

Necip:
Yörük develeri suya akışır
Bizim develer de geriden bakışır
Necip'in ağ yâri kime bakışır
Necip sana kurban derim söylemen

Ayşe:
Sen gideli ak konaktan çıkmadım
Ağ elime mor kınalar yakmadım
Necip yârim diye kimseye bakmadım
Küsüm bu dünyada söylemem Necip

Necip:
İhtiyat mı eyledin bana bakmaya
Ne has geldin kefenimi dikmeye
Çemre kollarını suyum dökmeye
Necip sana kurban derim söylemen

Ayşe 
Necip senin ile bir bağ dutalım
Ayvasın yiyelim narın satalım
Seninle bir gecelik yatalım
Necip sana gurban bu canım gurban

Ayşe
Hasta dediler de geldim yanına
Şifa gelsin bedenine canına
Böyle işler düşer miydi şanına
Küstüm bu dünyada söylemem Necip

Ayşe
Necip sen gideli yedi yıl oldu
Diktiğin ağaçlar sarardı soldu
Kan değil de Necip keramet oldu
Küsüm bu dünyada söylemem Necip

Ayşe:
Kabri kazılmış da ettedir canı
Şükürler Mevla'ya yanımda bari
Yalvarırım Tanrı'ya almasın canı
Küsüm bu dünyada söylemem Necip

Necip son kez Ayşe'ye bakar ruhunu teslim eder. Ayşe şu iki haneyi daha söyler:

Evlerinin önü bir dönüm avlu 
Avlunun içinde kır atı bağlı
Necip'in yüreği de ulu dağlı
Küsüm bu dünyada söylemem Necip

Yüksekten götürün Necip'in salın
Üstüne atında bu acem şalın
Yanıma gelmeden muhannet yârim
Küsüm bu dünyada söylemem Necip

(Cahit Öztelli, Evlerinin Önü (Halk Türküleri) -1992)

     Necip ile Ayşe'nin öyküsü, Yozgat sınırlarının ötesine taşar ve Toroslar'dan aşıp Çukurova'ya kadar gider. O yıllarda aşıklar bu tür hikayeleri kahvehanelerde, köy odalarında anlatarak çalıp söyler ve diyardan diyara duyulmasını sağlarlar. Bu yaşanmış ve kuvvetli hikayeler hayli zaman hafızaları meşgul eder ve günümüze kadar ulaşır. 
     Necip ile Ayşe karşılıklı atıştıklarına göre Ayşe'nin şairliği hakkında bilgi yoktur. Veya her iki karşılığı da Necip mi söylemiştir bilinmez.
     Araştırmacı yazar Habib Coşkunsoy’un yolu Acıpayamlı mahalli sanatçı Mansur Kaymak’ın yanına düşer.  Mansur Kaymak’ın arşivinde çalışma yaparken tesadüf bir dosyanın içinde "Necip havası" diye bir fişe gözü takılır. Bu belge gerçekten şaşırtıcıdır. 1942 yılında Mehmet Tuğrul tarafından Denizli'nin Çal İlçesi'ne bağlı Aşağı Seyit Köyü'nden 39 yaşındaki Osman Yüksel'den derlenen dörtlükler Necip ile Ayşe'nin karşılıklı söyleşilerinden başka bir şey değildir.
Derleme fişindeki notlarda Osman Yüksel bu türküyü Yozgatlı bir asker arkadaşından öğrendiğini beyan etmiştir. Çal'ın Aşağı Seyit Köyü'nden Osman Yüksel'in anlatımına göre hikaye ve türkünün sözleri şöyledir;
     "Necip adlı bir genç, askerlik görevini yaparken onun arkadaşı olan Halil, köyde Necip'in karısını boşadığı yolunda bir haber yayar. Bir süre bekledikten sonra sözde Necip'ten boşanmış sayılan kadınla evlenir. Necip askerden dönünce durumu öğrenir ve üzüntüden ölür."

Gönlümün selveri geldi yanıma
Şifa geldi bedenime canıma
Öldür beni de barmak batır ganıma
Desinler ki ağ elleri kınalı

Gazıldı gabirim tendedir canım
Şükür olsun Mevlaya yanımda yarim
Niyaz olsun Mevlaya almasın canım
Davamız mahşara galıp gidiyor

Necip'in devesi gelir üzümden
Ağlaya ağlaya oldum iki gözümden
Ayşe gız neye dönmezsin düşman sözünden
Davamız mahşara galıp gidiyor

Necip'in devesi gelir pirinçten
Vallahi habarım yoh benim bu işten
Eğil bir buse alayım o samur gaştan
Davamız mahşara galdı gidiyor

Necip odama da halı döşedim
Necip bin atına eyer guşadım
Suçum neydi de beni boşadın
Ondan dargın durur yarin söylemez

Gurban olam şu Yozgat'ın dağına
Nameler yazdırdım Çapanoğlu'na
Dostum ısmarladım düşman eline
Ondan dargın durur yarin söylemez

Necip sen gideli dışa çıkmadım
Seni goyup yad ellere bakmadım
Ağ eline al kınalar yakmadım
Ondan dargın durur yarin söylemez

Kesemedim şu Yozgat'ın çamını 
Sürmez idim kimselerin demini
Ben süremedim Halil sürsün demini
Davamız mahşara galıp gidiyor

     Araştırmacı Yılmaz Göksoy'a göre ise diğerlerine benzer bir anlatım göze çarpmakla beraber bazı farklılıklar ve çelişkiler gözükmektedir. 
     Göksoy'un anlatımına göre hikaye şöyle;
     Necip'in, Çapanoğlu Süleyman Bey'in sır katibidir. Halep'te çıkan bir isyanı bastırmak üzere Sivas Valisi Celal Paşa tarafından görevlendirilir. Celal Paşa'nın ısrarı üzerine Necip Halap'e gider. Necip Halep'te iken Süleyman Bey'in diğer oğlu Ziya, Necp'in eşi Ayşe'ye göz koyar. Ayşe'nin yüz vermemesi üzerine Ziya, Necip'in kardeşinin ağzıyla Ayşe'nin (Maviş) kötü yola düştüğü ile ilgili bir mektup yazar. Necip, mektubu okuyunca Halep'ten Ayşe'nin boş kağıdını (boşanma) gönderir.    
     Sonra kendisi verem olur. Hastalanıp Yozgat'a gelince dostlarından olayın iftira olduğunu öğrenir ve Ayşe'yi görmek ister. Bu arada Ayşe başka birisiyle evlenmiştir. Kocasından izin alan Ayşe Necip'i görmeye gelir. Karşılıklı söyleşirler:

Yürü dilber yürü saçın sürünsün
Aç beyaz gerdanı göğsün görünsün
Evel benim idin şimdi kiminsin
Necip sana gurban derim söylemen

Sen ne zaman Halep'den gelmişsin
Gelir gelmez bu dertleri bulmuşsun
Kabahatim neyidi boş kağıdım salmışsın
Küsüm bu dünyada söylemem Necip

Necip'in havlusu bir büyük havlu
Havlunun içinde kıratı bağlı
Küstüm o sebepten diyemem gayrı
Ahrete yaralı giderim gayrı

     "Ziya'nın bu çirkin oyununu öğrenen Çapanoğlu Süleyman Bey, Çerkez muhafızına emir vererek canını almasını ister. Çerkez çok sevdiği Ziya'yı öldürmeye kıyamaz ve kendi canına kıyar. Bunu duyan Ziya da intihar eder."

     Necip hakkında kesin bir bilgiye ulaşılamamıştır. Şair Hicabi'nin bir şiirine nazire yapmış olması aynı dönemde yaşadığını göstermektedir.
     Her ne kadar Yılmaz Göksoy makalesinde Süleyman Bey'in oğlu Ziya'dan bahsetmiş olsa da Çapanoğulları seceresinde Sülayman Bey'in Ziya adında bir oğlu gözükmemektedir.   
     Çapanoğlu Süleyman Bey'in ölümü 1813 olduğuna göre 1863 yıllarında Hicabi adında bir şairin Necip için nazire yapması çelişkili gözükmektedir. 

     Yine Prof. Dr. Öcal Oğuz'un Necip için; "Kaynaklar uzun yıllar yaşadığını göstermektedir" iddiasında da, cönklerde Aşık Necip adında birinden söz edilmesinde de başka bir şair Necip'in varlığı söz konusu olabilir.

     Orhan Elmas'ın senaryosunu yazdığı ve yönettiği 1970 yapımı, Tugay Toksöz ve Arzu Okay'ın başrollerini paylaştığı "GelinKız / Maviş" adlı filmde aynı konu işlenmiş olup, bey Çukurova'ya giderken çoban Yusuf'u da götürür yanında. Yalnız kalan Maviş Gelin'e Bey'in oğlu askıntı olur ve hikaye böyle devam eder ve benzer bir sonuçla biter. Hikayenin nerede geçtiği konusunda bilgi verilmez ama mekan olarak yörük çadırları Toroslar'ın tepelerinde konuşlanmıştır. Böyle bir hikaye ile Necip ile Ayşe’nin dramı benzeştiği için anlatıcılar tarafından karıştırılmış olabilir. 

Kaynaklar:
* Öcal Oğuz, "Yozgat'ta Halk Şairliğinin Dünü ve Bugünü, (Ankara-1994)"
* Mahmut Işıtman, "Sır Katibi Aşık Necip (1968)"
* Gül Ahmet Yiğit "Aşık Necip Hikaye (Bant Kaydı)"
* H. Avni Yüksel, "Necip ile Anşe'nin Hikayesi", Türk Folklorunda Derlemeler
* Hüseyin Cahit Öztelli, Evlerinin Önü (Halk Türküleri-1992. S. 718,719,720)
* Muharrem Ertaş, TRT arşivi ses kaydı

                                    HABİP COŞKUNSOY